Beslenme Alışkanlıklarının Mikrobiyoma Etkisi

Son yıllarda bilim dünyasında ön plana çıkan çalışmalarla beraber sağlık durumumuzu besinlerle iyileştirebileceğimiz bir döneme giriyoruz. Kişiselleştirilmiş beslenme yoluyla konakçı-mikrobiyom etkileşimlerini yeniden şekillendirmek hem hastalık kontrolü hem de önlenmesi için yeni bir terapötik yol olarak görülmektedir.

Doğum şekli, özellikle yaşamın ilk 2 yılında antibiyotik kullanımı, tamamlayıcı beslenmenin doğru zamanda doğru besinler ile başlaması gibi erken yaşamdaki faktörler mikrobiyom üzerinde güçlü etkilere sahiptir. Bu faktörler bir dereceye kadar esnekliği korur ve çeşitli çevresel faktörlere maruz bırakılarak modüle edilebilir. Bunlardan beslenme, mikrobiyom yapılandırılmasında kilit belirleyicidir. Güncel çalışmalar insan dışkı mikrobiyom kompozisyonunun besinlerden etkilendiğini göstermiştir. Çalışmalar bağırsak mikrobiyomunun sağlıklı bireyler arasında bile önemli farklılıklar olduğunu göstermekle birlikte beslenmenin insan bağırsak mikrobiyom bileşimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu vurgulamaktadır.

Mikrobiyom kompozisyonu, uzun dönem beslenme örüntüsüne bağlıdır. Beslenme, bağırsak mikrobiyom bileşimini ve işlevini kişiye özel bir şekilde değiştirir. Bağırsak mikrobiyom kompozisyonunun değişiminde çeşitliliğin %50-60’lık kısmının beslenme içeriği ile ilişkili olduğu, %10-20’lik kısmının genetik farklılık ile ilişkili olduğu belirlenmiştir.

Beslenme içeriği, bağırsak mikrobiyomunu ve sonrasında ise
fermantasyon ürünlerini etkiler. Bazı fermantasyon ürünleri ve metabolitleri bağırsak fonksiyonlarını ve sağlığını teşvik ederken diğerleri sindirim ve bariyer
fonksiyonlarını bozmaktadır. Bu konudaki insan çalışmaları üç temel makro besin ögesi olan karbonhidratlar, proteinler ve yağların azlığı/çokluğu üzerinde durmaktadır. Bu besin ögeleri, bağırsak mikrobiyom profilini oluşturan ve mikrobiyom üzerinde derin bir etkiye sahip olan mikroorganizmalar için enerji kaynağıdır.

Karbonhidratların bağırsak mikrobiyomunu değiştirme yetenekleri oldukça fazladır. Diyet lifi, konakçıya enerji ve bir karbon kaynağı sağlaması nedeniyle mikroorganizmalar tarafından kullanılabildiği için “mikrobiyota erişilebilir karbonhidratlar” olarak nitelendirilir. Dünyada tarımla uğraşan popülasyonların bağırsak mikrobiyomu, modernleşmiş toplumlarınkine kıyasla daha fazla bakteri zenginliği göstermiş olup bunun diyet liflerinden kaynaklandığını düşünülmüştür. Farelerde yapılan çalışmalarda ise düşük lif alımı, Firmicutes’de bir artışa ve Bacteroidetes’te bir azalmaya neden olmuştur. Benzer şekilde, insanlarda, yüksek miktarda bitki polisakkaritleri tüketen Afrikalı çocuklardan elde edilen mikrobiyom, diyet lifinin azlığı ile karakterize edilen İtalyan çocuklara kıyasla düşük miktarda Firmicutes oranı ve yüksek miktarda Bacteroidetes bolluğu sergilemiştir. Çalışmaların ortak olarak vardığı nokta; sindirilmeyen karbonhidrat tipinin mikrobiyom kompozisyonunu değiştirebileceği ve lifin, sağlıklı bir mikrobiyom için kilit bir besin, bağırsağın da önemli bir dostu olduğudur.

Proteinlerin mikrobiyoma etkisi 1977 yılında tanımlanmıştır. Yeni nesil dizileme yöntemi olan 16S rRNA yönteminin gelişmesiyle proteinlerin mikrobiyoma etkisini inceleyen çalışmalar hız kazanmıştır. Yapılan çalışmalarda katılımcılara et, yumurta, peynir gibi hayvansal proteinlerin yanı sıra bezelye proteini gibi bitkisel kaynaklı protein verilmiştir. Bu çalışmaların çoğunda protein tüketimi ve çeşitlilik arasında pozitif korelasyon gözlenmiştir. Whey ve bezelye protein ekstraktlarının tüketimi ile Bifidobacterium ve Lactobacillus’da artış; patojenik Bacteroides fragilis ve Clostridium perfringens’de ise azalış gözlenmiştir. Bezelye proteinleri kısa zincirli yağ asitlerinde artış sağlamıştır. Kırmızı et tüketimi ise trimetilamin-N-oksit (TMAO) seviyelerinin artması ile ilişkilendirilmiştir. TMAO seviyelerinin artışı proaterojenik etkiye sahip olup kardiyovasküler hastalık riskini arttırmaktadır. Çalışmaların proteinler için ortak olarak vardığı nokta, bağırsak mikrobiyomunun düzenlenmesinde diyet protein miktarının gereksinmenin üzerine çıkmayacak şekilde sınırlandırılması ve bitkisel protein kaynaklarının da beslenme planına eklenmesi yönündedir.

Yüksek yağlı diyetler de yüksek protein içeren diyetler gibi Bacteriotedes’de azalışa Firmicutes’de artışa sebep olarak disbiyozise neden olur. Bağırsakta gelişen disbiyozis mikrobiyal çeşitliliğin azalması sonucu obezite ve kronik hastalık gelişim riskini artmaktadır. Mikrobiyotanın düzenlenmesinde, diyetin yağ miktarı kadar, yağın türünün de önemli olduğu öne sürülmüştür. Diyet yağı ve karbonhidrat, insan mikrobiyom bileşimini modüle ederek metabolik sendromu etkileyebilen değiştirilebilir risk faktörleridir.

Tüketilen gıdanın bileşimi ile beraber miktarı da bağırsak mikrobiyomunu etkiler. Kalori kısıtlaması, yetersiz beslenme, az yağlı beslenme programları farelerde mikrobiyom bileşiminde değişiklikleri tetiklemiştir. İnsanlarda kısa süreli karbonhidrat kısıtlaması bütirat üreten bakterilerin azalmasıyla sonuçlanmıştır.  Ancak mikrobiyomdaki büyük değişiklikler kısa süreli diyet müdahaleleri ile gerçekleşmemektedir.  Örneğin, kısa süreli, endüstriyel beyaz ekmeğin ekşi mayalı ekmek yerine tüketiminden sonra insan bağırsak bakterileri bileşiminde sadece küçük farklar gözlemlenmiştir.

Diğer endişe verici alanlar arasında popüler kısıtlayıcı diyetlerin bağırsak sağlığı üzerindeki yan etkileri bulunmaktadır. Bunlara bazı katı vegan diyetler, çiğ yiyecekler veya “clean eating” diyetleri, glutensiz diyetler ve irritabl bağırsak sendromunu tedavi etmek için kullanılan düşük FODMAP diyetleri dahildir. Glüteni tüketmeyen çoğu insanda çölyak hastalığı ya da intoleransı yoktur ve son zamanlarda yapılan geniş gözlemsel bir çalışma göstermiştir ki potansiyel olarak tam tahıl tüketiminin azalmasından dolayı glüteni kısıtlayan bireylerde kalp hastalığı riskinde artış görülmektedir.

Sürdürülebilir Kilo Kaybı ve Mikrobiyom

Bağırsak mikrobiyomu obezitenin gelişiminde ve ilerlemesinde önemli rol oynamaktadır.Fazla kilolu ve obez kişilerle ilgili yapılan çalışmaların çoğu, daha düşük bir çeşitlilik ile karakterize edilen bir disbiyoz sergilemektedir. Imperial College London’daki araştırmacılar, mikrobiyomun bu konudaki rolünü belirlemeye çalışmıştır. Çalışmada, kilo almaları için farelere yüksek yağlı bir diyet uygulanmıştır. Fareler kilo kaybını teşvik etmek amacıyla başka bir diyete geçiş yaptığında, araştırmacılar ilginç bir detayla karşılaşmış ve farelerin bağırsak mikroplarının, yüksek yağlı diyet sırasında kazanılan özelliklerini koruduğunu gözlemlemişlerdir. Farelerin diyetleri değişse bile mikroorganizmaları hala yüksek yağlı bir diyet için optimize edilmişti.

Yanlış beslenme alışkanlıkları ile bağırsak mikrobiyom profilimizde kilo almaya eğilimli, obez bir hafıza oluşturmaktayız.Bu hafıza maalesef verdiğimiz kiloların sürdürülebilir olmamasına neden olur.  Evet, kilo vermek bireyler için kolay olabilir ve çok kısa sürede kilo kaybı sağlanabilir fakat önemli olan doğru zaman aralığında sağlıklı ve sürdürülebilir bir kilo kaybıdır. Bizler sıklıkla tek ölçüt olarak ağırlığımız üzerinde yoğunlaşıyoruz. Oysa ki ağırlığımız, vücudumuzun sağlıklı hikayesinde yer verdiği tek bir sayfadır. Mikrobiyomu öğrenmek, ağırlığının, vücudunun karmaşık çalışma sistemi içinde nasıl ve ne derecede uyum sağladığını anlamana yardımcı olur.

 

Kaynakça

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28388917
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/19865183
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/26754945
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/832279
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30655101
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22410962
https://www.nature.com/articles/s41575-018-0061-2
https://www.bmj.com/content/361/bmj.k2179
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28076766
https://www.nature.com/articles/s41579-019-0256-8
https://www.nature.com/articles/ijo201766
https://www.nature.com/articles/s41579-019-0256-8
0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BENZER YAZILAR