Bakteriler Virüslere Karşı

2020 yılının en akılda kalıcı karelerinden biri muhtemelen marketlerde boşalan dezenfektan ve kolonya rafları olacak. Tüm dünya SARS-CoV-2 isimli virüsten uzak durabilmek için kişisel hijyeni en üst seviyeye çıkarma ve mümkün olduğunca steril kalma uğraşında. Virüsü bedenimizden uzakta tutmak, yani bireysel olarak sahip olduğumuz ilk savunma hattını mümkün olduğunca sıkı tutmak için büyük uğraş veriyoruz. Çünkü bir sonraki savunma hattımızın, yani bağışıklık sistemimizin COVİD-19 virüsüne karşı ne kadar başarılı bir sınav vereceği hakkında fazla bir fikrimiz yok. Bir yandan mümkün olduğunca steril kalmaya çalışırken, öte yandan aslında bedenimizin bir mikroorganizma rezervuarı olduğunu ve trilyonlarca bakteri ve virüsle beraber yaşadığımızı da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Aslında bu bedenimizden uzakta tutmaya çalıştığımız virüse karşı nasıl bir savunma sergileyeceğimiz de belli bir ölçüde beraber yaşamakta olduğumuz diğer mikroorganizmalarla olan ilişkilerimize bağlı. Bağışıklığımızı eğiten ve yönlendiren ve direncimizi belirleyen de onlar.

Bağışıklık sistemimiz, dışarıdan gelen tehditlere ve yabancı varlıklar karşı vücudumuzu savunan en önemli güvencemiz. Peki nasıl oluyor da yabancı tehditleri yok etmekle yükümlü bu sisteme rağmen bedenlerimizde en az kendi hücrelerimiz sayısınca büyük bir mikroorganizma denizinde yaşıyor? Aslında bu birliktelik, milyonlarca yıldır süren bir barışın ve ortaklığın sonucu. Doğumumuzdan itibaren bedenimizde yerleşik mikroorganizma topluluklarını oluşturan mikrobiyotamız ve bağışıklık sistemimiz birlikte gelişiyor ve mikrobiyotamız tıpkı aşılar gibi bağışıklık sistemimize dış tehditleri nasıl tanıyıp tepki vereceğini öğretiyor. Buna karşılık bağışıklık sistemimiz de dost mikroorganizmalarımıza saldırmayarak onların bedenimizde yerleşik olarak yaşamlarını sürdürmelerine olanak sağlıyor. Öyle ki bağışıklık hücrelerimizin yararlı bakterileri üzerlerinde bulunan peptit moleküllerinden dost olarak tanıyıp onlara zarar vermediklerini gösteren bilimsel çalışmalar bulunmakta.

Öte yandan, mikrobiyomumuz sadece bağışıklık sistemimizi eğitme ve hazırlıklı tutmakla kalmıyor, aynı zamanda dışarıdan gelecek patojenlere karşı da savunmaya doğrudan katılıyor.Bu konuda ilginç bir örnek akciğerdeki bağışıklık hücrelerinin influenza virüsünü (ki kendisini yeni tip korona virüsünün kuzeni olarak kabul edebiliriz) tanımak için bağışıklık hüzrelerimizin mikrobiyomumuzla ortak çalışması. Akciğerlerde devriye gezen bağışıklık hücrelerinin bu virüsü hızlıca tespit edip savunmaya geçmesi virüsü tanıyan antikor proteinlerini üretebilmesiyle sağlanıyor. Mikrobiyomumuz içerisindeki belli başlı bakterilerin ürettiği metabolitlerin bu antikorların üretilmesini sağladığı yapılan araştırmalarda tespit edildi. Dahası, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler gösteriyor ki mikrobiyom dengesi bozulmuş bireylerde bu bağışıklık tepkisi verilemezken, mikrobiyomu sağlıklı olan bireylerde ise hastalık hızlıca atlatılabiliyor.

Mikrobiyomumuzun bedenimizle oluşturduğu denge ve çeşitli ve zengin bir topluluk olması güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmamız için kilit bir rol oynuyor.Mikrobiyomumuzun güçlü bir bağışıklığı destekleyen sağlıkta olabilmesinin anahtarı ise doğru bir şekilde beslenmede yatıyor. Tıpkı bizim gibi mikrobiyomumuz da yediklerimiz ile beslenerek şekilleniyor. Bu sebeple, enfeksiyonlara karşı korunmada öncelikle güçlü tepkiler verebilen bir bağışıklığa, bunun için de doğru beslenme ile dengesi ve çeşitliliği sağlanmış bir mikrobiyoma ihtiyaç duymaktayız.

 

Kaynakça

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4056765/
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22356853
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4649051/
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4389352/
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21402903
0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BENZER YAZILAR
Devamını Oku

Kabızlık İçin Üç Öneri

Kabızlık, ABD ve Batı ülkelerinde en sık görülen sindirim sistemi şikayetlerinden biri. Yetişkinlerde kabızlığın görülme sıklığı, %14. Dahası, ABD’de…
Devamını Oku

Alzheimerı Engelleyebilir Miyiz?

Bugün alzheimer’ın bilinen bir tedavisi yok. Araştırmacılar, hastalığın hafıza kaybına ve düşünme, davranışla ilgili diğer sorunlara nasıl yol…