Mikrobiyom Bize Ne Anlatır?

Hafızam beni yanıltmıyorsa, ilkokul 4’te iken “çok gezen mi bilir çok okuyan mı” münazarası için öğretmenimizin oluşturduğu iki gruptan “çok gezen biliri” savunanların içinde kalmıştım ki şimdi düşününce ironik buluyorum. Bizim en önemli kanıtımız çok gezmeseydi Amerigo Vespucci Amerika kıtasını keşfedemezdi, karşı tarafınki çok okumasaydı Alexander Fleming penisilini bulamazdı. O gün o münazarayı kazanan olmadı. Fakat, keşfetme ile bulma arasındaki farkı ve farklı kavramların aslında birbirleri ile karşılaştırılamayacağını hepimiz öğrendik.

Son 10 yıldır tanıklık ettiğimiz bilimsel ve teknolojik gelişmeler, bedenimizde yaşayan trilyonlarca mikroorganizmayla ilgili keşifler yapmamıza olanak sağladı. Bunlara keşif dememizin nedeni, esasında ilk insandan bu yana konaklık ettiğimiz mikroorganizmaların ve dolayısıyla konak-konakçı ilişkisinin zaten hep var olması ve bizim bu detayları görebilecek teknoloji düzeyine ancak ulaşmış olmamız. Yani, aslında hep var olmasına rağmen bilmediğimiz bir organımızı ve işlevlerini yeni keşfettik! Bu noktada neden bahsettiğimizi daha iyi anlatmak için birbiri yerine çok kullanılan iki kavramı tanımlamamız gerekecek. Mikrobiyota, bir habitata kommensal olarak yerleşmiş ve fonksiyonel bir ekolojik dengeye (homeostazis) sahip mikrobiyal komünite iken, mikrobiyom bu komünite ile birlikte (mikrobiyotaya ek olarak) mikroorganizmaların genomları, genom ürünleri ve çevresiyle etkileşimi anlamına gelmektedir. Örneğin, bağırsak habitatına yerleşmiş mikroorganizma topluluğundan bahsediyorsak bağırsak mikrobiyotası diyebiliriz, fakat mikrooragnizmaların ne olduğunun yanında birbirleri ve konakla (yani bizimle) olan etkileşimleri, sentezledikleri ürünler gibi fonksiyonlardan da bahsediyorsak bağırsak mikrobiyomunu konuşuyoruz demektir. Bu yazıda, birlikte yaşadığımız mikroorganizmalar ile henüz keşfedilmiş ilişkimiz için mikrobiyomun anlattıklarına kulak vereceğiz.

Öncelikle belirtmek gerekir ki bizimle ortak yaşam sürdüren mikrobiyom elamanları binlerce farklı mikrobiyal türden oluşur ve sayısının bizim toplam hücrelerimizden 1.3 kat kadar fazla olduğu tahmin edilmektedir. Mikrobiyomumuz daha anne karnındayken oluşmaya başlar, doğumdan hemen sonra çeşitlenir, şekillenir ve bizimle birlikte yaşar, yaşlanır. İnsan mikrobiyomunun en büyük kısmını oluşturan bağırsak mikrobiyomunun besin, patojenik organizmalar, toksinler gibi etkenler arasında bizim ile bir arayüz oluşturarak çok sayıda metabolik faaliyette görev aldığını biliyoruz. Besin sindirimi, vitamin biyosentezi, davranış yanıtı, patojenlere karşı savunma ve daha birçok fonksiyonun mikrobiyoma dayanabileceğini gösteren çok sayıda çalışma yayınlandı. Yakın zamandaki araştırmalar, insan-mikrobiyom birlikteliğindeki disbiyozisin yani homeostatik denge bozukluğunun birçok kompleks hastalıkla ilişkili olduğunu ortaya koydu. Disbiyozisin belli hastalıkların ortaya çıkmasında, ilerlemesinde ve/veya tedavi yanıtının düzenlenmesinde rol alabileceği insan ve hayvan temelli çalışmalar ile gösterilmiş durumda.

Öyleyse, doğumdan ölüme her daim birlikte olduğumuz, hastalık/sağlık durumunda dengesinin önemini göz ardı edemediğimiz mikrobiyomumuz bize ne söyler?

Mikrobiyom bize iç dünyamızın yaşını söyler.

Sağlıklı bir insanda yaşla birlikte mikrobiyom belli bir eğilimde şekillenir. Tıpkı zamanla cildimizde oluşan kırışıklar gibi mikrobyomumuz da yaşlanır.  Mikrobiyom yaşımızın takvim yaşımızla uyumlu olması ya da daha genç olması iç dünyamızın da sağlıklı yaş aldığının göstergesi olabilir. Neyse ki mikrobiyomumuza kulak vererek yaşını duyabileceğimiz teknolojik seviyeye bugün artık sahibiz. Dahası, iç dünyamızı genç tutacak ya da gençleştirecek yolları da bulmak çok zor değil.

Mikrobiyom hastalıklarımız hakkında sinyaller verir. Korunma ve tedavi için kendi ihtiyacının ne olduğunu söyler.

Mikrobiyom bilimi ile birlikte, geniş bir hastalık spektrumunda tanıya, korunmaya ve tedaviye yönelik keşfedilmemiş imkanları barındıran yeni bir bilimsel alan doğdu. Otoimmün hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalıkta mikrobiyom disbiyozisinin kötü prognoza, hatta patogeneze sebebiyet verebildiği birçok bilimsel çalışma ile gösterildi. Bu çalışmalar mikrobiyoma dayalı erken tanı fikrini ortaya attı ki bugün dünya üzerinde milyonlarca dolar yatırım almış yüzlerce start-up şirketleri dışkı başta olmak üzere farklı biyolojik numunelerden hastalıkların erken tanısına yönelik kit geliştirmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Çünkü, tüm bilim alemi biliyor ki eğer sesini duymayı ve dilini anlamayı başarabilirsek mikrobiyom bize hastalığımızın ne olduğunu söyler.

Bilimsel çalışmalar ile birlikte sadece erken tanı değil, mikrobiyom dengesinin tekrar sağlanmasının veya güçlendirilmesinin terapötik bir müdahale olacağı fikri de ortaya çıktı. Korunmada ve/veya tedavide dışkı transplantasyonu, hedefe yönelik bakteriyofaj kullanılması, prebiyotik, probiyotik, simbiyotik, postbiyotik kullanımı ve diyet, mikrobiyom manüpülasyonunda kullanılan ya da potansiyel kullanımı öngörülen başlıca metotlar olarak kabul edildi. Fakat ne yazık ki, mikrobiyoma kulak vermeden, ihtiyacının ne olduğunu anlamadan korunma ya da tedavi amaçlı bu metotların birinin ya da birkaçının kullanımıyla ortaya çıkan olumsuz etkilere bilim insanlarının tanıklık ettiğini özellikle belirtmek isteriz. Unutmamalıyız ki parmak izimiz kadar bize özel olan mikrobiyom durumunun hangi aşamada olduğunu, eksiğinin hangi yönde olduğunu, ihtiyacının ne olduğunu sadece ve sadece kendi söyler. A ya da B kişisiyle aynı şikayetlere sahip olabiliriz hatta hekim tarafından aynı teşhisi de almış olabiliriz ama mikrobiyomumuz A ya da B kişisinin iç dünyasıyla aynı dili konuşmuyor olabilir. İşte bunun için mutlaka ve mutlaka kendi mikrobiyomumuza özel olarak kulak vermeliyiz, dilini çözmeliyiz. Neyse ki artık onu duyacak ve anlayacak teknoloji ve bilimsel birikim insanlığın elinde mevcut.

Kaynakça

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=The+vocabulary+of+microbiome+research%3A+a+proposal
 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/29634682
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/29522742
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22968153
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27396567
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28893978
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28753429
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28866242
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4831151/
 
0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BENZER YAZILAR
Devamını Oku

Alzheimerı Engelleyebilir Miyiz?

Bugün alzheimer’ın bilinen bir tedavisi yok. Araştırmacılar, hastalığın hafıza kaybına ve düşünme, davranışla ilgili diğer sorunlara nasıl yol…
Devamını Oku

Kabızlık İçin Üç Öneri

Kabızlık, ABD ve Batı ülkelerinde en sık görülen sindirim sistemi şikayetlerinden biri. Yetişkinlerde kabızlığın görülme sıklığı, %14. Dahası, ABD’de…