Probiyotik Nedir? Nasıl Seçilmelidir?

Kullanımı ve sağlığa olan olumlu katkısı subjektif olarak tarih boyunca tüketilen fermente besinler sayesinde bilinen probiyotikler, artık mikrobiyoma dayalı terapötik müdahalede yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Tarihi çok eski zamanlara dayanmasına rağmen “probiyotik” terim olarak ilk kez 1970’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Yeterli oranda tüketimi sonucunda sağlığa olumlu katkıda bulunan yaşayan organizmalar” tanımıyla kabul görmesi ise 2002 yılında gerçekleşmiştir. Şu an ise en basit ifadeyle yoğurt, peynir ya da hamur mayalarken kullandığımız ya da sebzelerin turşuya dönmesine neden olan mikro canlılar gruplarından olan ve çoğunluğu bakterilerden oluşan canlı mikroorganizmalar olarak tanımlayabiliriz. 

Probiyotikler ile birlikte prebiyotik (probiyotik mikroorganizmaların besin kaynakları), postbiyotik (probiyotik mikroorganizmaların ürettiği metabolitler), simbiyotik (prebiyotik ve probiyotiğin birlikte bulunduğu ürünler) gibi terimler de son zamanlarda hayatımıza girmiş ve bu ürünleri içeren gıda takviyeleri raflarda yerini almaya başlamıştır.

Biyoterapötikler

Biyoterapötikler veya yeni nesil probiyotikler, “doğrudan disbiyozisi geri çevirerek patogenezin/komplikasyonun sebebini ortadan kaldıran ve tedavi sağlayan aşı dışı canlı organizmalar” olarak tanımlanmaktadır. Doğrudan tedavi amacı güdülmesi ve çoğunlukla genomu değiştirilmiş mikroorganizmalar üzerinden kurgulanması sebebiyle bu yaklaşımlar , konvensiyonel probiyotiklerin tersine, regülasyonlara tabidir. Söz konusu regülasyonlar prekilinik ve klinik faz çalışmaları aşamalarını içermektedir. Geniş kohortlar üzerinden biyoterapötiklerin mikrobiyom modülasyon etkinliğini gösteren klinik bulgular henüz mevcut değildir.

Probiyotik Formları

 

Probiyotik mikroorganizmaların yoğurt, peynir, dondurma, kahvaltılık mısır gevreği, kefir, kombuça çayı gibi gıdalara eklenmesinin dışında, tabletler ya da sıvı preparatlar şeklinde tedavi ya da korunma amaçlı takviye olarak genel kullanımı (herhangi bir analizle kişi uygunluğu test edilmemiş kullanım) yaygındır.

Probiyotiklerin tablet, kapsül, şase gibi farklı formlarda üretilmesi tamamen daha fazla kullanıcıya hitap edebilme çabasıyla ilişkili olup bir ürünün diğerinden daha iyi olmasına sebep olmamaktadır. Bu ürünleri üstün kılan içerdiği mikroorganizmaların güvenli olması, canlı mikroorganizma sayısının belli bir sınırın üzerinde olması, bağırsağa uygun miktarda ulaşabilecek teknolojiyle ürün haline getirilmiş olması ve bağırsağa tutunabilme özelliği göstermesidir. Fakat bunlardan daha da önemlisi kişinin ihtiyacına ve bağırsak mikrobiyomuna uygun en iyi probiyotiği tercih etmesidir.    

Hastalıklarda Kullanımı

Probiyotiklerin belli hastalıkların tedavisinde etkili olduğu görüşünün arkasında immünomodülasyon yeteneklerinin olması, fizyolojik baskılara karşı koruma sağlaması, patojenler üzerinde çevre baskısı oluşturması, mikrobiyom kompozisyonunu manipüle etme yeteneğine sahip olması ve bağırsak epitelinde bariyer işlevini güçlendirmesi gibi sebepler bulunmaktadır.  Fakat bu özelliklerin, hastalık-mikrobiyom-probiyotik üçgeninde ne şekilde rol aldığı önemli henüz cevaplanmamış önemli bir araştırma sorusudur.

Probiyotiklerin hastalıkları önlenme ve/veya tedavi etme etkinliği on yıllardır üzerinde çalışma yürütülen tartışmalı bir alandır. Antibiyotik kullanımı ilişkili akut C. difficile enfeksiyonu, iltihaplı bağırsak sendromu, neonatal sepsis ve nekrotize enterokolit riskinin engellenmesi yoğunlukla raporlanan tedavi etkileri arasındadır. Bunun yanında depresyonun azaltılması, kabızlığın ve karındaki şişkinliğin giderilmesi, solunum yolları enfeksiyonlarının engellenmesi, kardiyovasküler ve atopik dermatit risk faktörlerinin indirgenmesi probiyotik kullanımının klinik etkinliği raporlanmış durumlardır. Fakat, aksi yönde kayda değer bir tedavi edici etkisinin olmadığına hatta belli durumlarda olumsuz etki gösterdiğine yönelik sonuçların sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur. Bu noktada, literatürde çelişkili klinik sonuçların ortaya çıktığı en belirgin alanlardan birinin probiyotiklerin klinik tedavide kullanımı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Probiyotikler sağlık otoriteleri tarafından genellikle kullanımı güvenli olarak tabir edilmenin yanında, dünyadaki ana regülasyon otoritesi olarak Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) ve Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) henüz herhangi bir probiyotik formülasyonu kullanımını terapötik bir yöntem olarak onaylamamıştır.  Ancak bu probiyotik tedavinin söz konusu hastalıklarda etkili olmadığı anlamına gelmemektedir. Probiyotiklerin olumlu etkilerinin insan sağlığına yansıtılma ve bu yansımanın ölçülmesi seviyesinde metodolojik eksikliklerin olduğu anlamına geldiği söylenebilir.

Doğru Probiyotik Seçimi ve Mikrobiyom

Günümüzde probiyotik olarak kabul gören suşlar büyük çoğunlukla Lactobacillus spp.ve Bifidobacterium spp.türlerine  ait iken Saccharomyces,Bacillus spp., Escherichia coli, enterococcive Weissella spp. de ticari kullanımda olan diğer probiyotik taksonlar olarak bilinmektedir. Her bir probiyotik, suş seviyesinde metabolik faaliyet farklılığı gösterirken bir probiyotik organizmanın etkinliği tek bir suşun tek bir genine dahi bağlı olarak değişebilmektedir. Bu sebeple her suş aynı olmayacağı gibi, herkeste beklenilen etkiyi de göstermemektedir. Aynı hasta grubu için aynı suşların kullanılmasına rağmen, birbirinden farklı sonuçlar ile karşılaşılan çalışmaların varlığı probiyotiğin etkinliğinden çok kişinin mikrobiyomuna uygunluğunun önemi göstermiştir. Bu durum maksimum fayda minimum zarar için, uygun yöntem ve yaklaşımlar kullanılarak mikrobiyoma dayalı probiyotik seçiminin yapılmasının gerekliliğini ortaya koymuştur. Sadece kişinin bağırsak mikroorganizmalarını listeleyecek ya da profilleyecek basit bir mikrobiyom testi bu cevabı karşılamaya yetecek güçte olmadığına dikkat edilmelidir.

Sonuç olarak çelişkili klinik çıktılar sebebiyle, jenerik formda probiyotik kullanımı alternatif/tamamlayıcı terapinin ötesine geçememekte ve otoriteler tarafından ana klinik terapi olarak kabul görememektedir. Öyle ki probiyotiklerin etkili ajanlar olmasına rağmen jenerik kullanıma uygun olmamaları günümüzde probiyotik kullanımının çıkmazını oluşturmaktadır. Aynı yöntem ve bilimsel yaklaşımla gerçekleştirilen çalışmalardaki çelişkili raporların ilgili alanda bireysel tepkilerin olduğu ve kişiselleştirilmiş müdahalelere ihtiyaç olduğu anlamına gelebileceği yaygın bir kabuldür.

Öyleyse, probiyotik tedavi kişinin metagenom profili (amplikon temelli 16S rRNA gibi yaklaşımların metagenom olmadığının altını çizerek) taranarak tedavi için doğru probiyotiğin (genomu, metabolik aktivitesi tanımlanmış) tespiti ile başlayan kişiselleştirilmiş bir terapi yaklaşımı olarak ele alınmalıdır.Diğer türlü, jenerik kullanım ile güvenli fakat etkinliği belirsiz bir tamamlayıcı terapi olmanın ötesine geçmesi olanaklı görünmemektir.

 

 

 

Kaynakça

Mikrobiyom Modülasyonunda Kişiselleştirilmiş Probiyotik İhtiyacı

Next-generation Probiotics: The Spectrum From Probiotics to Live Biotherapeutics

 

Probiotic Guidelines and Physician Practice: A Cross-Sectional Survey and Overview of the Literature

Probiotics as Therapy in Gastroenterology: A Study of Physician Opinions and Recommendations

The Effects of Probiotics on Barrier Function and Mucosal Pouch Microbiota During Maintenance Treatment for Severe Pouchitis in Patients With Ulcerative Colitis

Modulation of Gut Barrier Function in Patients With Obstructive Jaundice Using Probiotic LP299v

Effects of a multi-strain probiotic supplement for 12 weeks in circulating endotoxin levels and cardiometabolic profiles of medication naïve T2DM patients: a randomized clinical trial

Effects of Supplementation of the Synbiotic Ecologic® 825/FOS P6 on Intestinal Barrier Function in Healthy Humans: A Randomized Controlled Trial

 

British Dietetic Association Systematic Review of Systematic Reviews and Evidence-Based Practice Guidelines for the Use of Probiotics in the Management of Irritable Bowel Syndrome in Adults (2016 Update)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0 Shares:
1 comment
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BENZER YAZILAR
Devamını Oku

Bakteriler Virüslere Karşı

2020 yılının en akılda kalıcı karelerinden biri muhtemelen marketlerde boşalan dezenfektan ve kolonya rafları olacak. Tüm dünya SARS-CoV-2…